İçeriğe geç
Genç Pusula

3. bölüm · tam metniyle

Sapanca Özel Bölüm

Üçüncü çemberi stüdyodan çıkıp Sapanca Gölü kenarında, mangal eşliğinde kurduk. Üç soru konuştuk: doğada her şey birbirine bağlıyken biz neden kopuk hissediyoruz, gerçek dostluk nedir ve bu yayınları neden yapıyoruz?

Genç Pusula14 dk okuma

kısa cevap

Çemberden çıkan cevaplar: Doğadan kopuk hissediyoruz, çünkü kendimizi doğanın bir parçası değil sahibi sanıyor ve yalnızca kendimiz için almak isteyen bir arzuyla yaşıyoruz. Gerçek dostluk, dostun arzusunu kendi arzun gibi görmek; dostların arasında kendini unutmak. Bu yayınları da gençlere yalnız olmadıklarını göstermek ve birbirini dinlemeyi yeniden öğrenmek için yapıyoruz.

sohbeti izleyinÇember Sohbetleri · 3. bölüm · 21 dkYouTube'da aç

Doğada her şey bağlıyken biz neden kopuk hissediyoruz?

Çemberdeki ilk cevap şuydu: Kendimizi doğanın bir parçası değil, sahibi gibi görüyoruz. Arılar polen taşıyor, ormanda ağaçlar toprağın altındaki mantar ağlarıyla birbirine bağlı; bir ekosistem var. İnsan ise kendini bu ekosistemin üstünde görüyor ve onu tüketiyor. Hayvanları da kaynakları da istediği gibi kullanabileceğini düşünüyor. "Her şeyin sahibi biziz" düşüncesi bizi doğadan koparıyor ve bütün sistemi bozuyor.

Aynı kopukluk insanlar arasında da var. İnsan diğerlerinden güçlü olmak için madenleri kazıyor, her türlü kötülüğü yapmaya hazır. Çemberde bunun kökü olarak insan doğası gösterildi: kendisi için haz almak isteyen bir arzu. Doğada hiçbir şey yalnızca kendisi için var olmuyor; ağaçtaki meyve ağaç için değil, aslan da zevk için değil hayatta kalmak için avlanıyor ve en zayıf olanı seçiyor. Kasten ve keyfi olarak başkasına zarar veren tek varlık insan.

Peki çözüm ne? Dağa çıkıp meditasyon yapmak mı? Çemberin cevabı hayırdı:

  • İnsanın freni yok. Sabah meditasyon yapan akşam dolandırmaya devam edebiliyor; o öğretileri savunanlar bile kendi öğretilerine uymuyor. Ne iyi bir ahlak dersi ne bir öğreti, doğamızın "başkasından alma" iştahını dizginleyebiliyor.
  • Zorla paylaştırmak da işe yaramıyor. Paylaşmayı dayatmaya çalışan düzenlerin sonu baskı oldu; Sovyetler, Kuzey Kore, Küba örnek gösterildi.
  • Çıkış aramızdaki bağda. Bu iştahı ancak insanlar arasındaki bağ dizginleyebilir. Doğru düzenlenmiş bir toplumun doğru bir parçası olduğumuzda doğada da doğru bir yer bulabiliriz. Bunu bir kişi yapamaz; bir topluluk gerekiyor.

Kimse insana "mutsuz ol" demiyor; insan mutlu olmak istiyor ve bu doğal. Değişmesi gereken, mutlu olmanın ve sorun çözmenin yöntemi: kaçarak ya da yıkarak değil, bağ kurarak, hep birlikte. Çemberde eski Türklerin obada, ateşin etrafında bağdaş kurup birlikte karar vermesi hatırlatıldı; belki de yeniden hatırlamamız gereken şey bu.

Gerçek dostluk nedir ve neden önemli?

Gerçek dostluğu özetleyen tek bir cümle söylendi: Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma; kendin için ne istiyorsan başkası için de iste.

Ama bu bize çok uzak. Bütün reklamlar "kendini iyi hissetmek istiyorsan bunu almalısın" diyor; hiçbiri bir başkasını düşünmenin insanı mutlu edeceğini söylemiyor. O kadar uzaklaştık ki eksikliğini bile hissetmiyor, boşluğu maddi şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Çemberde buna "beş yaşındaki çocuğun vapuru" denildi: Çocukken arkadaşının oyuncak vapuruna bakıp "neden bende yok" diyen kafa, büyüyünce de aynı kalıyor; yalnızca oyuncak büyüyor.

Gerçek dostluk ise bir his: Dostların arasındayken insan kendini hissetmiyor. Çocukken mahallede top oynarken kendinizin farkında bile olmazdınız; her şey akıp giderdi. Kendini düşünmeden, kendinle ilgili bir endişe taşımadan, yalnızca aradaki sevgi bağından mutluluk duymak.

Neden önemli? Çünkü buna ihtiyacımız var. Bir zamanlar sahip olduğumuz ama kaybettiğimiz bir şey bu ve gerçek mutluluğa da sorunlarımızın çözümüne de ancak bu yolla ulaşabiliriz. Dostun arzusunu kendi arzun gibi görüp onu gerçekleştirmek için çaba harcamak, gerçek dostluğun ta kendisi.

Bu bölümün dostluk turunu dört dakikalık bir kısa film olarak da hazırladık: Gerçek Dostluk Nedir?

Gerçek dostluk öyle bir şey ki ben dostlarımın arasındayken kendimi hissetmemem lazım.

— çemberden, 10:44

Bu yayınları neden yapıyoruz?

Bu soru çemberin kendisine dönüktü. Çıkan cevaplar:

  • Gençlere yalnız olmadıklarını göstermek. Gençlerin çoğu yalnız; kimisi kendini filmle, diziyle, oyunla, uyuşturucuyla kapatıyor. Hayatın otomatik pilotta gitmek zorunda olmadığını, kaçmak yerine kendini doğru konumlandırabileceğin bir yer olduğunu anlatmak istiyoruz.
  • İyi bir çevre kurmak. Anlattığımız şeyleri önce kendimiz deneyimliyoruz ve bunu şeffafça paylaşıyoruz. İstediğimiz şey herkesin dahil olabileceği kocaman bir çember.
  • Çember Metodu'nu canlı bir örnekle tanıtmak. Bir soru etrafında herkes düşüncesini çemberin ortasına söylüyor, sırayla; kimse kimsenin sözünü kesmiyor, kimse kimsenin fikrini değersizleştirmiyor.
  • Anlaşmayı öğrenmek. Mecliste yetişkinlerin birbirine yumruk attığı görüntüler örnek verildi: Karşısındakini düşman gören ilkel bir ego "saldır ya da kaç" der. Birbirimizi dinlemeyi ve karşılıklı sorumluluğu, kalıpları henüz taşlaşmamış gençler olarak şimdi öğrenmemiz gerekiyor.

Çemberin sonunda bunun yeni bir yaşam biçimi olduğu söylendi: Dünyada kendiliğinden bir şey değişmeyecek; dünya, birbirimize yaklaşımımız değiştiği ölçüde değişecek. Genç Pusula'nın amacını Hakkımızda sayfasında da anlattık.

Sohbetin tam metni

Çember Sohbetleri'nin 3. bölümü; Sapanca Gölü kenarında çekildi, 21 Ağustos 2026'da YouTube'da yayınlandı. Başlıkların yanındaki dakikalara dokunursanız video o andan başlar.

Metin okunabilsin diye düzenlendi: tekrarlar ve yarım kalan cümleler çıkarıldı, yayın dışı kısa bir ara konuşma atlandı. Her paragraf, sözün çemberde bir sonraki kişiye geçtiği yer.

açılışSapanca'da çember 0:00

Herkese selamlar. Önümüzde Sapanca Gölü var; hep birlikte Çember Sohbetleri yayını yapmak için toplandık. Çember kurallarımızı biliyoruz: Ortak bir soru etrafında konuşulur, soruya yönelik cevaplar verilir, tek bir konu konuşulur. Kimse kimseyi bölmez, kimse kimseye "katılıyorum" ya da "katılmıyorum" demez. Herkesin fikri çok önemlidir.

1. soruDoğada her şey bağlı, biz neden kopuk hissediyoruz? 0:34

İlk sorumuz: Doğada her şey birbirine bağlı ve bağımlıyken biz neden kendimizi kopuk hissediyoruz? İki tur döneceğiz.

Kopuk hissediyoruz, çünkü sanki doğanın bir parçası değil de sahibiymişiz gibi davranıyoruz. Algımızda, egomuzda doğanın sahibi bizmişiz gibi geliyor: Hayvanları da kaynakları da istediğim gibi kullanırım, doğayı sömürürüm, onun üstünde olurum, kontrol ederim; burası benim alanım. Oysa bütün o iş birliğinin içinde arılar başka canlılarla birlikte polen taşıyor; yer altında mantarların oluşturduğu bir ağ var; bir ormanda bütün ağaçlar birbiriyle iletişim hâlinde. Bir ekosistem var, ama insan kendini bu ekosistemin üstünde görüyor ve onu yok ediyor. Pek çok yangının, afetin sorumlusu da esasen insan. "Her şeyin sahibi biziz" düşüncesi hastalıklı bir düşünce; bizi doğadan koparıyor ve bütün sistemi bozuyor.

Evet, gerçekten bütün sistemi bozuyoruz. Buna sebep olan bir başka şey de insanla insan arasındaki sorunlu bağ. İnsan diğerlerinden güçlü olmak için madenleri kazıyor; diğerlerinden güçlü olmak, onları kontrol etmek, onların üstünde olmak için her türlü kötülüğü yapmaya, diğer insanlara ve bütün doğaya zarar vermeye hazır. Bunun tersini yapmadıkça diğerleriyle birleşmesi, bağ kurması mümkün değil. O yüzden zarardan başka bir şey getirmiyor.

Zarar veriyor, çünkü insan doğası egoist bir haz alma arzusu. Doğada hiçbir şey varlığını kendisi için sürdürmüyor. Ağaçtaki meyve ağaç için değil. Aslan bile bir zebrayı avlarken en hasta, en zayıf olanı seçiyor ve yalnızca hayatını sürdürmek için avlıyor. Ama insan, kasten, keyfi, egoistçe, bencilce başkasına zarar veren tek varlık. Doğada her şey birbirine bağlı ve bağımlıyken insan bu yüzden kendini kopuk hissediyor.

O zaman soru şu: Kötülüğümüz ortada; şimdi değilse bile bir gün herkes için ortada olacak. Ne yapacağız? Bir dağa, bir manastıra çıkıp meditasyon mu yapalım, bağdaş kurup kendimizi sakinleştirelim mi? Böyle yapmak dünyayı daha iyi bir hâle getirir mi? Hayır. Neden? Çünkü bugün o öğretilerin liderlerine bakıyoruz, kendi öğretilerini bile çiğniyorlar. Kendimizi durdurmak bizim doğamızda pek yok; frenimiz bozuk. Ülkemizde gündem sürekli dolandırıcılık, güç ve iktidar hırsıyla yapılan hırsızlık, yozlaşma. Çünkü kimse kendini durduramıyor. Bir göreve doğru gidiyorsam ve bir grup insan beni alkışlıyor, pohpohluyorsa, artık egomu durdurabilecek kimse yok; ben bile durduramam. İstersem sabah meditasyon yaparım, akşam insanları dolandırmaya devam ederim. Ne iyi bir ahlak, ne ibadet, ne meditasyon, ne bir öğreti bizi iyi bir toplum olmaya itecek. Çünkü doğamızın iştahı, başkasından çalma, alma isteği önündeki hiçbir yöntemle dizginlenemiyor. Onu ancak aramızdaki bağla dizginleyebiliriz. Aramızda gerçekten doğru bir ilişkiyle, doğru düzenlenmiş bir toplumun doğru düzenlenmiş bir parçası olarak var olursam, çalıp çırpmak ve kendimi, hayatımı rezil etmek dışında bir şey yapabilir ve doğada gerçekten doğru bir yer bulabilirim. "Kendi adımı ben seçmedim; düşüncelerim bile bana ait değil, önce annemden babamdan, sonra okuldan, çevreden aldım ve böyle bir karakter oldum" diyebilirim. Ama bu, böyle olmaya mahkûm olduğumuz anlamına gelmiyor. Yalnızca doğru bir çevreye ve orada kendimi konumlandıracağım doğru bir yere ihtiyacım var. Doğru bir topluma ihtiyacımız var. Bu bir iki kişinin yapabileceği bir şey değil, bütün topluma ihtiyacımız var. Bu, paylaşmayı dayatan hayallerle de olmaz. Diyelim "biz egoistiz, özgecil olacağız" deyip bir partiye girdik ve yirmi otuz sene sonra iktidarı aldık; bizim hayatımız güzel olsa bile bir sonraki nesli çok kötü bir hayat bekliyor. Örneği Sovyetler, Kuzey Kore, Küba: baskı. Doğamıza "ihtiyacın kadarını al, gerisini ver, ahlaklı olan bu" ya da "otur meditasyon yap, iyi ahlaklı ol, cennete gireceksin" demek tutmuyor, tutmayacak da. Bu yüzden düzeltebileceğimiz tek şey gerçekten iyi bağlantılar ve kolektif bir bağ.

Evet, insan bu hayatta mutlu olmak istiyor ve her şeyde mutluluğu arıyor; onu harekete geçiren bütün motivasyon bu. Kendini rahat ve mutlu hissedebileceği bir yer arıyor. Ama şu anki düzende mutluluğu ancak başkalarını ezerek, başkalarının üstüne çıkarak, başkalarının olanı alarak elde edebiliyoruz; kendine böyle bir hayat kuruyor. Bunun tam tersine yeni bir gerçeklik inşa ederse mutluluğunu kaybetmeyecek. Kimse ona "mutsuz ol" demiyor; insan mutsuz olmak zorunda değil. Ama mutlu olmanın yöntemini değiştirmesi gerekiyor. Aynı şekilde sorunlarını çözmenin yöntemini de: sorunlardan kaçarak ya da yıkarak değil, bağ kurarak, hep birlikte, toplum olarak çözmek. Atalarımız, eski Türkler, tıpkı şu an bizim oturduğumuz gibi bağdaş kurup çember olur ve bir toplum olarak neler yapacaklarına, nasıl ilerleyeceklerine birlikte karar verirlerdi; belki küçük topluluklar hâlinde. Belki de bizim buna ihtiyacımız var, bunu yeniden hatırlamaya. Belki de doğru olan buydu.

Evet, eski Türkler gibi, atalarımız gibi bir obada ateşin etrafında çember dönüp konuşmak. Sorunlarımız böyle konuşarak çözülür. Çalıştay sorusunu hatırlarsak: Her şey birbirine bağlı ve bağımlıyken biz neden kopuk hissediyoruz? Çünkü doğa kanunlarına uygun yaşamıyoruz. Doğanın kanunu şu: Doğada hiçbir şey egoistçe, bencilce kendisi için bir şey almaz; hep vericidir ve ihtiyacı kadarını alır. İnsan da ihtiyacı olanı alıp geri kalan yeteneğini, zamanını topluma vermek için harcarsa doğa kanunlarına uygun yaşamış olur ve aslında bütün toplumun da ona baktığını görür.

2. soruGerçek dostluk nedir ve neden önemli? 8:21

İlk soruyu iki turda tamamladık. İkinci sorumuz: Gerçek dostluk nedir ve neden önemlidir?

Gerçek dostluğu özetleyen tek bir cümle var aslında: Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma, kendin için yapılmasını istediğin şeyi yap. Bu kadar. Ne istiyorsan başkası için de iste. Gerçek dostluk bu, ama bize çok uzak. Çünkü bütün modern dünya, kapitalist dünya, bütün reklamlar sana "kendini iyi hissetmek istiyorsan bunu, bunu, bunu almalısın" diyor. Hiçbiri bir başkasını düşünmenin seni mutlu edeceğini söylemiyor. Çünkü ürünü sana satan da "bu ürünü çok satayım, çok zengin olayım, böyle mutlu olayım" diye düşünüyor. Burada temel olan, bu kavramlardan ne kadar uzak olduğumuzu bir kere anlamak. Günümüz dünyasında çok uzağız; uzak olduğumuzun eksikliğini bile hissetmeyecek kadar sorunu başka yerlerde arıyoruz. Farklı boşlukları maddi şeylerle doldurmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek ihtiyacımız bu değil.

Bu yoldan gidersek insanın aklı bile büyümüyor. Açık konuşalım: Beş yaşındayken elimde bir oyuncak vardı, bir tekne. Arkadaşımın da bir oyuncak vapuru vardı. Anneme soruyorum: "Neden bende onun gibi büyük bir gemi yok?" Sonra insan büyüyor, zengin bir iş adamı oluyor ve aynı mantıkla bir başkasının gemisine bakıp "bu neden bende yok" diyor. Baktığında çok büyük bir adam gibi görünüyor, ortama "bilmem ne bey, bilmem ne hanım" geliyor; ama kafa aynı. Beş yaşındaki çocuğun kafası: büyük vapur istiyor, oyuncak istiyor. İçine binecek, gezecek, keyif alacak; aldığı keyif de en fazla seks ve uyuşturucu. Hayatta başka bir şey yok gibi.

Gerçek dostluk öyle bir şey ki ben dostlarımın arasındayken kendimi hissetmemem lazım; aramızdaki bağın hissiyatı içinde olmam lazım. Bunu hepiniz yaşamışsınızdır. Çocukluğunuza gidin: Mahallede arkadaşlarınızla top oynarken ya da onlarla vakit geçirirken kendinizin farkında bile olmazsınız; her şey akıp gider. Gerçek dostluk böyle bir his. O bağda kendini düşünmeden, kendinle ilgili bir endişe taşımadan, yalnızca aradaki sevgi bağından mutluluk duyarak kurulan bağ. Neden önemli? Çünkü buna ihtiyacımız var. Bir zamanlar buna sahiptik ama kaybettik; yeniden elde etmemiz gerekiyor. Gerçek mutluluğa da sorunlarımızın çözümüne de ancak bu yolla ulaşabiliriz.

Gerçek dostluk, kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapmamak ve dostunun arzusunu kendi arzun gibi görüp onu gerçekleştirmek için çaba harcamak. Yani aranızda doğru bir bağ kurup o dostluğu hissettiğin dostluk. Umalım ki bu dostluğu her zaman hissedebilelim ve halkımız da bundan örnek alsın.

3. soruBu yayınları neden yapıyoruz? 12:08

İki çalıştay sorusunu ikişer tur döndük. Şimdi üçüncü ve son sorumuzu iki tur döneceğiz. Sapanca Gölü önümüzde; piknik havasında mangalımızı yaktık, yemeğimizi yedik ve aramızda çember dönüyoruz. Sorumuz şu: Bu yayınları, Çember Sohbetleri'ni neden yapıyoruz?

Sebebi basit ve anlamlı. Yaşlılarımızın hayat tarzına, düştükleri anlamsızlığa, ne yapacaklarını bilememelerine bakıyoruz. Biz öyle değiliz: Bir hayat amacımız, bir gayemiz ve disiplinimiz var; hayata belli bir bakış açısından bakıyor ve kendimizi buna göre düzenliyoruz. Bunu diğer gençlere örnek olmak, onlara anlatmak için yapıyoruz. Çünkü gençlerin çoğu antidepresan kullanıyor, çoğunun psikolojik sorunları var, yalnızlar. Kendilerini ya film, dizi, video oyunlarıyla ya da uyuşturucuyla kapatıyorlar; kimisi de kendini bazı gruplarla kapatıyor. Bu durumda akıl sağlığımızı nasıl koruruz, hayata nasıl doğru yaklaşırız? Hayatın bizim üzerimizde bir etkisi var; bizim onun üzerindeki etkimiz ne olmalı ki yaşayacağımız ömürde doğanın doğru ve dengeli bir parçası olalım? Bunun arayışındayız. Gençlere aktarmak istediğimiz şey, hayatın otomatik pilotta gitmek zorunda olmadığı. Her şeyin anlamsız, geçici olduğu, aklımı kapatıp kaçacağım yerler yerine, kendimi gerçekten doğru konumlandırabileceğim bir yer var. Bunu bulmaya çalışıyor, kendi aramızda düşünüyor, kafa patlatıyoruz; gençleri de buna ve kendi sorunlarını birlikte konuşmaya davet ediyoruz. Onlara "yalnız değilsiniz" demek istiyoruz. Bundan yüz yıl önce Atatürk'le birlikte yıkılmakta olan bir imparatorluktan, sömürgeleşmekten kurtulan o halk gibi, biz de el ele versek, aptallığı bir kenara bıraksak; birbirimizi dinlemeyi öğrenip doğru düşünsek, dinlediklerimizi kafamızda toparlayıp birbirimizle gerçekten samimi konuşabileceğimiz bir ortam kursak, her şeyi değiştirebilirdik. Bunu aktarmak istiyoruz.

Evet, bununla birlikte iyi bir çevre oluşturmak istiyoruz. Kendimiz de bu çevrenin içinde yaşıyoruz ve bunu şeffaf bir şekilde sizinle paylaşıyoruz. Bugün anlattığımız her şeyi kendimiz deneyimledik; üç dost, üç arkadaş olarak birlikte mangal yaptık. Şu an doğayla iç içe çok güzel bir yerdeyiz ve tek odaklandığımız şey nasıl daha iyi bağ kurabileceğimiz. Bu bağdan, şimdi yaptığımız gibi size ulaşıp bunu bir örnek olarak göstermek ve sizi de buna dahil etmek istiyoruz. Herkesin dahil olmasını, kocaman bir çember olmasını istiyoruz. Herkes bunu yapabilir; yaptığımız şey zor değil. Çember sohbeti yapmak aslında çok basit: Başkalarını dinlemek, başkalarının ne dediğini gerçekten dinlemek, ona dahil olmaya çalışmak ve kimsenin üstüne çıkmadan sohbet etmek. Bu doğru sohbet bütün sorunlarımızın çözümü olabilir. Gerçekten bu kadar basit. Gerçek bir bağ kurmamıza vesile olabilir, ki oluyor; biz bunun canlı şahidiyiz. Bunu deneyimliyor ve size böyle aktarıyoruz.

Buna ek olarak bu yayınları Çember Metodu'nun canlı bir örneğini göstermek, metodu halka tanıtmak için yapıyoruz. Bir soru var; o sorunun etrafında hepimiz kendi düşüncemizi çemberin merkezine, sırayla söylüyoruz. Kimse kimsenin sözünü kesmiyor, kimse kimsenin fikrini değersizleştirmiyor. Çember Metodu'nun özellikle gençlerimiz arasında iyi bir şekilde yayılmasını istiyoruz; doğru bir şekilde bağ kurup sorunlarımızı Çember Metodu'yla, konuşarak çözebilelim diye.

Aynı soru etrafında bir tur daha: Bu yayınları neden yapıyoruz? Çünkü anlaşabilmek istiyoruz. Dün meclisten bir video izledim. Kırk, elli, altmış yaşında bir adam kürsüye çıkıp karşısındakine "Konuşmanızda bayrak hakkında şunu dediniz, böyle diyemezsiniz" diyor; öbürü "Ben öyle demedim, şöyle demek istedim" diye cevap veriyor. Devleti bunlar yönetiyor; senin benim vekilim. "Sen onu dedin, o bunu dedi; biz iyi insanlarız, onlar kötü." Sanki ülkenin sorunu konuşulmuyor; çocukların "sen bunu dedin, ben şunu dedim" kavgası gibi. Sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde koca koca adamlar birbirine yumruk atıyor; komedi filminde olsa gülersin, ama gerçek. Ülkemizde her yıl böyle şeyler oluyor. Yüz yıl sonra hâlâ devleti yöneten insanların mecliste arenadaki gibi birbirini yumruklamasını istemiyorsak anlaşmayı öğreneceğiz. Birbirimizi nasıl dinleyeceğiz, karşımızdakini düşman olarak görmeden onun ne istediğini nasıl anlayacağız? Çünkü hayvansal egonun yaptığı ilk şey bu: "Benim menfaatime karşıysa düşmandır; saldır, yok et, güçlüyse kaç." Bu kadar ilkel. Bundan kopup ortak bir karşılıklı sorumluluğu nasıl inşa edeceğimizi, birbirimizi nasıl dinleyeceğimizi öğrenmemiz lazım. Bu çok kritik; o kadar kritik ki koca koca adamlar bilmiyor, öğrenememişler. Biz gençler olarak böyle büyüyemeyiz. Böyle gidersek iki yüz sene sonra mecliste belki yumruk atmazlar ama daha kötü şeyler olur; gidişat bu. Kürsüye çıkıp yalnızca nefretle konuşuluyor, ortada bir birlik yok. Böyle gidersek bugünkü hâlimizi arayacağız. Bu yüzden buradaki üç genç gibi otuz, üç yüz, üç bin genç olarak önce kendi aramızda hayata bakışımızı ve birbirimize yaklaşımımızı oturtmamız lazım. Yetişkinlerin bunu yapması bizden çok daha zor, çünkü kafalarındaki kalıplar taşlaşmış; onlar da bir gün bunu öğrenmek zorunda kalacak. Ama biz kendimizi artık bu konuda eğitmeli ve gerçekten farklı bir nesil olduğumuzu hem kendimize hem yetişkinlere hem bir sonraki kuşağa göstermeliyiz.

İşte tam bu noktada yeni bir alternatif olarak ortaya çıkıyoruz. Aslında yeni bir şey deniyoruz: herkesin bildiği, gözünün önünde duran ama kimsenin denemediği bir şey. Birbirini dinlemek, birbirini anlamaya çalışmak, birlikte hareket edebilmek; sorun çıkarmadan, belki diğerlerinin sorunlarını çözerek uyum içinde yaşayabilmek. Bu bizim için yeni bir yaşam biçimi, alıştığımızın dışında bir yaşam biçimi. Dünyaya bakışımızı, birbirimize yaklaşımımızı değiştirecek. Dünya da böyle değişecek. Dünyada kendiliğinden bir şey değişmeyecek; bizim yaklaşımımız değiştiği ölçüde dünya değişecek. Bu yüzden insanlara yaklaşımımızı düzeltmek, bir topluluk, bir toplum, bir ulus, bir aile olabilmek için, aynı apartmanı paylaşan bir topluluk deyin, aile deyin, millet deyin, bir insan topluluğu olabilmek için Çember Metodu'nu kullanmak şart. Biz de burada çember kurallarını elimizden geldiğince tutup aramızda konuşarak bağ kuruyor ve sorunların böyle çözüldüğünü halkımıza göstermek istiyoruz. Açıkçası sohbet de böyle edilir, konuşma da böyle yapılır, karar da böyle alınır. Bunun örneğini göstermek için bu yayınlarımız devam edecek.

kapanışSapanca'dan veda 20:44

Bizi izlediğiniz için çok teşekkürler. Şu an Sapanca'dayız; çok güzel bir gündü. Ağzınıza, gönlünüze sağlık. Hoşça kalın.

çember kuralı

Bu sohbet Çember Metodu'yla yapıldı: kimse kimsenin sözünü kesmiyor, haklı-haksız yok, herkes sırayla konuşuyor.

Sıradaki çemberde hangi soru var?

Canlı yayınlar YouTube'da ve Kick'te. Bir sandalye çekin, dinlemeye siz de katılın.