İçeriğe geç
Genç Pusula

7. bölüm · tam metniyle

İnsan İlişkileri Nasıl Olmalı?

Yedinci çemberin konusu insan ilişkileri. İki soru sorduk: İlişkiler nasıl olmamalı, nasıl olmalı? Cevaplar dönüp dolaşıp aynı yere çıktı: dinlemeyi öğrenmek ve bunu birlikte yapmak.

Genç Pusula13 dk okuma

kısa cevap

Çemberden çıkan cevap: İnsan ilişkileri birbirinin üzerine çıkmaya ve menfaate değil; iş birliğine, birbirini düşünmeye ve bağ kurmaya yönelik olmalı. Bunun için önce ilişki kurmayı istemek, sonra birbirini gerçekten dinlemeyi öğrenmek gerekiyor. Bu zorlamayla değil, eğitimle oluyor.

sohbeti izleyinÇember Sohbetleri · 7. bölüm · 26 dkYouTube'da aç

İnsan ilişkileri nasıl olmamalı?

Çemberdeki ilk cevap: Nasıl olmaması gerektiğini zaten her gün yaşıyoruz ve hiç ders çıkarmıyoruz. İlişkiler birbirinin üzerine çıkmaya, birbirinden menfaat sağlamaya ve başkalarını ezerek bir şeyler başarmaya yönelik olmamalı. Bütün sorunlarımızın kaynağı insan ilişkileri; mutluluğumuz da iyi bir ilişkiye bağlı.

  • Kimsenin kimseyi düşünmediği bir toplum. Çemberde, izlenen bir belgeseldeki mahalleler örnek verildi: Herkesin gündelik birkaç hazzın peşinde koştuğu, bunun için birine zarar verebildiği bir yer. Mahalle böyleyken çocuğa biyoloji öğretmenin bir anlamı kalmıyor; önce insan olmayı öğrenmek gerekiyor.
  • "Bana dokunmuyorsa sorun yok." Herkes kendi kabuğuna çekildi; evde televizyon karşısında şikâyet etmek dışında kimse bir şey yapmıyor. Oysa dışarıda olup biten her şeyden sorumluluk hissetmemiz gerekiyor.
  • Otomatik pilotta ilişki. Alma arzusu nesilden nesile büyüdüğü için insan doğası gereği iyi bir bağ kurmak istemiyor. İlişkiler bu arzunun içinden değil, onun üzerinde kurulmalı.

Ya tekne hep birlikte batacak ya da gemiyi birlikte kurtaracağız.

— çemberden, 4:55

İnsan ilişkileri nasıl olmalı?

Her şeyden önce bir ilişki olmalı. Özellikle pandemiden sonra herkes kabuğuna çekildi; kimse kimseyle konuşmak istemiyor. Sabah komşuna "günaydın" demek garip karşılanıyor. İlk adım, ilişki kurmanın bir lüks değil, sosyal bir varlık olan insan için temel bir ihtiyaç olduğunu bilmek ve bunu istemek.

Sonrası denemekle öğreniliyor: Bağ kurmak isteyen insanlarla bir araya gelmek, hata yapa yapa doğru ayarı bulmak. Çemberde bunun için birkaç ölçü sayıldı: konuşarak bağ kurmak, ortak bir frekansta olmak, refleksle tepki vermemek.

Peki bunun bir örneği var mı? Çemberin cevabı "yok gibi" oldu. Paylaşmayı zorla dayatan düzenler de çöktü; çünkü kimseye, ihtiyacını bilmeden ve dünyasını hissetmeden bir şey dayatılamaz. Toplum şimdiki gibi de yürümüyor, zorlamayla da. Geriye tek yol kalıyor: eğitim.

Çember bize ne öğretiyor?

Sohbette bu eğitimin nasıl başladığı da anlatıldı. Bir çember toplantısına katılan kişi, yalnızca çember kurallarına uyarak bir farkındalık kazanıyor: Birini gerçekten dinlemek istediğinde bunu başaramadığını görüyor.

  1. Kendi düşüncelerini fark ediyorsun. Biriyle konuşurken aslında yalnızca kendi düşüncelerine baktığını, karşındakini duymadığını görüyorsun.
  2. Duyduğunu da süzgeçten geçirdiğini anlıyorsun. Kulağını biraz açsan bile söyleneni kendi düşüncelerinin filtresinden geçiriyorsun.
  3. Soru değişiyor. "Ben böyleyim ve böyle olmak iyi değil" dedikten sonra asıl soru geliyor: Onları şimdi nasıl duyabilirim?

İhtiyaç duyulan şey, insanların birbirini dinlediği, kişinin dinlendiğini hissettiği ve yargılanmadığı bir zemin. Çember Metodu'nun uygulandığı çevre tam da bu zemin. Yöntemin kendisini Çember Metodu rehberinde anlattık.

Neden bu kadar zor?

Çünkü bu, doğamıza ters. Dünyada iyi bir örneğinin olmamasının sebebi de bu: İstemiyoruz. Ama mutsuzluğumuzun sebebi de yanlış ilişkiler; insanlarla, doğayla, hayatla. Mutlu olmak için kafamıza biraz ters olan bir şeyi yapmamız gerekiyor; çünkü kafamız "al, kimseyi umursama, geç" diyen dünyanın kafası.

Çemberde bir doğa kanunu hatırlatıldı: Her şey birbirine bağlı ve bağımlı. Doğru bir iletişimle bağ kurmazsak doğa bizi tersinden bağlıyor: kavgayla, savaşla. Evli bir çift de oturup konuşmazsa o bağı kavga ederek kuruyor; daha kötüsü ilişkinin tamamen bitmesi. Dünya ölçeğinde bunun karşılığı, medeniyeti bitirebilecek bir savaş.

İnsan bunun yanlış olduğunu bildiği hâlde kendini durduramıyor; doktor "öleceksin" dediği hâlde sigarayı bırakamayan biri gibi. Güç sahibi olmayan üç gencin paylaşmaktan söz etmesi kolay. Asıl soru, güç sahibi olduğumuzda da aynı şeyi söyleyip söyleyemeyeceğimiz. Çemberin cevabı: Ancak doğamızın üzerine çıkan bir eğitimden geçersek güç de bizi bozmaz.

Sohbetin tam metni

Çember Sohbetleri'nin 7. bölümü; 21 Eylül 2026'da YouTube'da yayınlandı. Başlıkların yanındaki dakikalara dokunursanız video o andan başlar.

Metin, videonun altyazısından okunabilsin diye düzenlendi: tekrarlar ve yarım kalan cümleler çıkarıldı, kayıtta anlaşılamayan birkaç kısa yer atlandı. Her paragraf, sözün çemberde bir sonraki kişiye geçtiği yer.

1. soruİnsan ilişkileri nasıl olmamalı? 0:00

İnsan ilişkileri nasıl olmamalı, bunun üzerine konuşacağız.

İnsan ilişkilerinin nasıl olmaması gerektiğini aslında her gün yaşıyoruz ve hiç ders çıkarmıyoruz. Özetlersek: İnsan ilişkileri birbirinin üzerine çıkmaya, birbirinden menfaat elde etmeye ve diğerlerinin üzerine çıkarak hayatta bir şeyler başarmaya yönelik olmamalı. Aksine kolektife fayda sağlamaya, iş birliğine, birbirini düşünmeye ve bağ kurmaya yönelik olmalı.

Bağ kurmaya yönelik olmalı. Bütün sorunlarımız insan ilişkilerinden kaynaklanıyor; mutluluğumuz da iyi bir insan ilişkisine bağlı. O yüzden insan ilişkisi egomuzun üzerinde, iyi bir bağ kurmaya yönelik olmalı.

Evet, çünkü öyle olmadığında toplumun ne hâle geldiğini görüyoruz. Geçenlerde Kolombiya'yla ilgili bir video izledim ve insanlara üzüldüm; belki ülkemizde de benzer yerler vardır. O mahalleleri görünce düşündüm ki bu işin sonu bu: Kimsenin kimseyi düşünmediği, herkesin bağımlı olduğu, gündelik birkaç hazzın peşinde koşup bunun için birine zarar verebildiği bir toplum. Açıkçası Türkiye olarak biz de buraya doğru gidiyoruz ve gerçekten bir eğitim olmadığı sürece bunu değiştirebilecek bir şey yok. Çocuğa istediğin kadar biyoloji, kimya, fizik, edebiyat öğret; mahalle böyle olduktan sonra çocuğun iyi biyoloji bilmesinin ne önemi var? En temel şeyi kaçırdık. Hâlâ çocuğa biyoloji öğretme derdindeyiz; oysa önce insan olmayı öğrenmemiz lazım.

Evet. Bütün bu olanlardan dolayı üzerimizde bir sorumluluk hissetmemiz lazım. Artık herkes kendi kabuğuna çekildi ve kimse kimsenin derdiyle dertlenmiyor. Genellikle "bana dokunmuyorsa sorun yok" diye düşünüyoruz. Bu iyi değil. Dışarıda olup biten her şeyden sorumluluk hissetmem ve bunu çözebilmek için diğerleriyle bağ kurmayı, oturup konuşmayı denemem gerekiyor. Ama ne yazık ki şu anda kimse, belki evde televizyon izleyip bir şeylerden şikâyet etmek dışında, dışarıda olup bitenle ilgili pek bir şey yapmıyor. Herkes kendi kapalı dünyasında, kapalı hücrelerde yaşıyor gibi. Doğru iletişim kurar, bunları birlikte nasıl düzelteceğimizi konuşmaya başlarsak en azından iyi bir adım atmış oluruz.

Bu adımı atmaktan başka şansımız da yok aslında. Çünkü insanın egosu, alma arzusu nesilden nesile kabalaştığı için insan doğası gereği başkalarıyla iyi ilişki, iyi bağ kurmak istemiyor. O yüzden insan ilişkileri otomatik pilotta olmamalı; egoist alma arzusunun içinden yürümemeli. Egomuzun, alma arzumuzun üzerinde bir insan ilişkisi geliştirmeye ihtiyacımız var.

Çünkü doğa böyle: Herkes ekosistemin doğru bir parçası olursa ekosistem devam eder. Olmazsa bugünkü gibi olur: "Dünya savaşı çıkar mı?" Büyük güçlerin elinde nükleer silah var ve çok büyük bir bilinmezlik var. Bir savaş çıksa artık eskisi gibi değil. Köşeye sıkışmış, ülkesi elden gidecek ve atom bombası olan bir başkan "Ben gidiyorsam herkes gitsin" diyebilir. Öyle bir durumdayız ki artık anlıyoruz: Ya tekne hep birlikte batacak ya da gemiyi birlikte kurtaracağız.

2. soruİnsan ilişkileri nasıl olmalı? 5:05

İkinci sorumuz: İnsan ilişkileri nasıl olmalı? Şimdi biraz daha olumlu yönden bakalım.

Her şeyden önce bir ilişki olmalı. İlk olarak ilişki kurmayı istememiz gerekiyor. Görüyoruz ki kimse artık kimseyle konuşmak istemiyor; özellikle pandemiden sonra herkes iyice kendi kabuğuna çekildi. Önce ilişki kurmanın, doğru ilişki kurmanın gerekli olduğunu; bunun bir lüks olmadığını, insanın sosyal bir varlık olarak hayatın temelinde buna ihtiyaç duyduğunu ve bunun hepimiz için iyi olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bunu öğrenme arzusuyla, bağ kurmak isteyen diğer insanlarla bir araya gelip nasıl yapacağımızı birlikte öğrenebiliriz. Denemeden bilemeyiz. Bir araya gelip, belki hatalar yaparak ama en azından isteyerek, iletişimimizde doğru ayarı yakalayabiliriz.

Burada ortak bir konu hakkında konuşurken kurduğumuz ilişki, "insan ilişkileri nasıl olmalı" sorusuna somut bir örnek de oluyor. Nasıl olmalı? Konuşarak bağ kurmalıyız. Ortak bir frekansta olmalıyız. İnsan ilişkilerinde refleksle verilen tepkiler olmamalı. Egomuzun üzerinde olmalı. Nasıl söyleyeyim: Sabah komşuna "günaydın" demek anormal olmamalı. Öyle bir noktadayız ki dışarıda birine "günaydın" dediğinde sana yabancı bir dil konuşmuşsun gibi bakıyor. İnsan sosyal bir varlık; insan ilişkilerine ihtiyaç duyuyor. Bunun bilincinde olup iyi bir ilişki kurmak lazım.

Peki bunun bir örneği var mı? Düşünelim: Dünyada yok gibi. Buna yakın bir toplum bile yok; en yakın görünenler bile aslında çok uzak. Komünistlerin böyle bir hayali vardı; hep konuşuyoruz. O fikre göre binlerce yıldır bir grup diğerine hükmediyor; üretim araçları, para, mülk, güç onlarda. Çözüm de bunu zorla paylaştırmak: Herkes ihtiyacına göre alacak, gerisini topluma verecek. Ama gördük ki bu çöküyor. Demek ki mesele bunu böyle yapmak değil. Mesele eğitim. "Eğitimli bir komünizm kuralım" demiyorum; her şey eğitimde bitiyor ve zorlamayla asla olmuyor. Birine nasıl "Bütün gün, akşam ona kadar çalış ve sana verdiğim dışında bir şey yeme" diyebiliriz? Onun ihtiyacını bilmeden, dünyasını hiç hissetmeden kimseye bir şey dayatamayız. Toplum şu an olduğu gibi de yürümüyor, öyle de yürümüyor. O zaman ne yapacağız? Hem o olmuyor hem bu. Böyle giderse, o videodaki mahallelere doğru gidiyoruz; ülke olarak da dünya olarak da. Çözüm nerede? Onun arayışında olmak lazım. O da başta söylediğimiz gibi eğitim. Şöyle bir şey yapmak istiyorum; grup olarak da konuşuyoruz: Belki bizi dinleyenler çemberi öğrenmek ister. "Bu Çember Metodu ne, nasıl yapılır?" Bunun için kendi aramızda bir şey kuralım; katılmak isteyenler de gelip nasıl bir eğitimden geçmemiz gerektiğini bizimle birlikte öğrensin. Birbirimizi geliştirelim.

Evet, eğitim gerçekten önemli. Bunu ancak eğitimle, bilinçli bir farkındalıkla gelen bir bilinç değişimiyle başarabiliriz. Bunun için kişinin önce kendini tanıması, egoist olduğunun farkına varması, kendini incelemesi lazım. Bir çember toplantısına katılan kişi, yalnızca çember kurallarına uyarak böyle bir farkındalık kazanabilir. Birini gerçekten dinlemek istediğinde bunu başaramadığını görecek. Çünkü yalnızca kendi düşüncelerine odaklı; biriyle iletişim kurarken yalnızca kendi düşüncelerini hissediyor, onlara bakıyor ve karşısındakini duyamıyor, gerçekten dinlemiyor. Belki kulağını biraz açarsa bir şeyler duyar gibi oluyor; ama onu da kendi düşüncelerinin filtresinden geçiriyor. Kimse bir başkasına gerçekten kulağını, kalbini açmıyor. Ama bu Çember Metodu'yla kişi bunu öğrenmeye başlıyor. Önce şunu görüyor: "Ben böyleyim ve böyle olmak iyi bir şey değil; çünkü böyle olarak topluma fayda sağlamıyorum, üstüne zarar veriyorum." Çemberin içinde bu farkındalığı kazandıktan sonra doğru iletişim kurma ihtiyacını kendisi hissetmeye başlıyor: "Konuştuğum insanları dinleyemiyorum, kendimden başka bir şey hissedemiyorum; şimdi onları nasıl duyabilirim?" Uyguladığımız bu Çember Metodu, bu çember sohbeti gerçekten geleceğe ışık olabilecek bir yöntem ve bizi izleyenleri de uygulamaya davet ediyoruz.

Samimi söylemek gerekirse insanların birbirini dinlediği, kişinin dinlendiğini hissettiği, yargılanmadığı, konuşarak bağ kuracağı bir ilişki zeminine ihtiyaç var. Bu zemin de Çember Metodu'nun uygulandığı bir çevre. Biz gençler olarak bu çevreyi sağlıyoruz. Bizi izleyen kim konuşarak insan ilişkisini geliştirmek, insanla insan arasında doğru iletişimi kurmak istiyorsa bize katılabilir. Bu süreç "Biz çok şey biliyoruz, size öğreteceğiz" gibi bir şey değil. Aslında hep birlikte öğreniyoruz, hep birlikte gelişiyoruz.

Evet, umarım kısa sürede böyle bir yer kurarız; belki sosyal medyada, iletişimde kalabileceğimiz bir yer. Buradaki temel soru şu: Sallanan bir yaprak gibi olmanın dışında hayatta ne yapabilirim? Bir şeyleri değiştirmek gerçekten benim elimde mi? Aslında elimde; çünkü hayata sandığımızdan daha fazla etkimiz var. Belki bireysel hayatımda çok şey değiştiremem, "ben kimim ki" diyebilirim; ama öyle değil. Üç beş kişi birleşip bilimsel bir devrim yapıyor; üç beş kişi konuşup ortaya şaheser bir film çıkarıyor. Bir şeyler zaten üç beş kişiden başlıyor. Bu yüzden bu ütopik bir hayal değil; pratikte yapmamız gereken ve üzerinde çalışmaya gerçekten değecek tek şey. Çünkü bizi biyoloji falan kurtarmayacak; yalnızca daha gelişmiş silahlar yapacağız.

Hayatımıza bir bakarsak tamamının iletişim üzerine kurulu olduğunu görürüz. Sabah kalkıyoruz, kahvaltıya oturuyoruz ve o an başka insanlarla iletişimimiz başlıyor. İş yerinde insanlarla birlikteyiz; akşam eve geliyoruz, ailemizle birlikteyiz. Dağ başında tek başımıza yaşamıyorsak hayattaki her şey iletişim üzerine kurulu; kaldı ki orada yaşayan da ihtiyaçlarını karşılamak için bir şekilde insanlarla iletişim kurmak zorunda. Belki de hayattaki en önemli şey iletişim. Bunu doğru düzenlersek bizi nasıl bir hayatın beklediğini bilmiyoruz, çünkü bugüne kadar hiç denemedik. Az önce söylendiği gibi koskoca dünyada, dünya tarihinde doğru bir örnek bile bulamıyoruz. Bunun gerçekten önemli olduğunu hisseder ve nasıl doğru yapılacağını burada, çemberde öğrenirsek belki de bu, diğer bütün devrimler gibi bir devrim olabilir. Yalnızca iletişimle, doğru iletişimle.

Gerçekten de hayatın her yerinde insan iletişimi var; insanların olduğu her yerde iletişim önemli. Açıkçası insan, yaşamsal ihtiyaçlarını karşılarken diğer insanlara bağlı ve bağımlı; o yüzden onlarla iletişimi çok önemli. Dahası, insanın mutlu olacağı yer de diğer insanlarla kurduğu doğru iletişim. İnsanın ihtiyaç duyduğu şey, bir başka insanın ona dokunuşu. Bunu fiziksel anlamda söylemiyorum: birlikte yaptıkları muhabbet, sohbet, doğru iletişim. Bu, yaşamımızın her yerinde karşımıza çıkıyor. O yüzden başta ülkemiz olmak üzere bütün insanlık için doğru bir iletişim zemininin nasıl oluşturulabileceği üzerine araştırmak ve düşünmek lazım. Genç Pusula bu iletişim ve ilişki zeminini sağlıyor.

Evet. Burada mesele şu: Anlattığımız şeyler biraz doğamıza ters. Dünyada neden böyle bir örnek yok? Çünkü böyle bir şeyi istemiyoruz. İstemiyoruz, ama bir yandan da mutsuzuz. Doğru bir ilişki kurmak gibi bir derdimiz yok, ama mutsuzluğumuzun sebebi de bu: yanlış ilişkiler. Başta insanlarla, sonra bütün doğayla ve hayatla ilişkilerimiz yanlış. Bu yüzden anlıyoruz ki mutlu olmak için kafama biraz ters gelen bir şeyi yapmam lazım. Çünkü kafam dünyanın kafası: "Al, kimseyi umursama, geç; çal, dolandır." Ticaretten politikaya her yerde böyle. Böyle mutlu olacağımızı sanıyoruz; sonra görüyoruz ki insanlar elli yaşında, zengin, iyi bir işi var; ama ne yapacağını bilmiyor, bir aile kuramamış. Bu yalnızca elli yaşındaki yetişkinlerde değil; çocuklarda bile görülüyor. Ortaokul çağında, başına büyük bir olay gelmemiş, bir travması olmayan ama yaşama sevinci kalmamış çocuklar var; yakın çevremizde de görüyoruz. İnsana garip geliyor: Bu yaşta nasıl olur? Ama yeni nesil bazı şeyleri daha iyi algılıyor; bir şeylerin yanlış olduğunu fark ediyor, bu konuda çok daha hassas. Bu sanki insanlığın gelişimiyle ilgili: Ne kadar gelişmişsek bir şeylerin rayında olmadığını o kadar çok hissediyoruz ve bu histen bir değişim ihtiyacına geliyoruz.

Evet, bunun gerekli olduğunu fark etmemiz gerekiyor; bu da eğitimle oluyor. Bir kişi yalnızca bu programları izlese bile daha önce hiç duymadığı bir şey duyacak. "İnsanlar arasındaki ilişkinin, iletişimin bu sorunlarla ne ilgisi var?" diyebilir. Ama bir, iki, üç bölüm izledikten sonra söylediklerimiz eminim onun da aklına yatacak; çünkü gerçekten böyle. Anlattıklarımızın hepsi doğanın kanunları ve gerçekler. Sokağı biraz incelediğimizde, işaret ettiğimiz yere kısa bir bakış attığımızda bunların sorunların sebebi olduğunu görürüz; eminim herkes bu konuda bizimle hemfikir olacaktır.

Olaya şu açıdan da bakalım: Doğa kanunlarından biri, her şeyin birbirine bağlı ve bağımlı olması. Doğru bir iletişimle doğru bir ilişki, doğru bir bağ kurmazsak, her şey birbirine bağlı olduğu için doğa bizi mecburen tersinden bağlayacak. Tersinden bağ ne demek? Kavgayla, olumsuz bir şekilde; savaşlar, kavgalar da aslında bir tür bağ. O yüzden oturup doğru bir iletişim kurmamız lazım ki bu kanun bizi tersinden bağa getirmesin. Bunu her yerde görüyoruz: Evli çiftler de oturup doğru bir iletişim kurmazsa o bağı kavga ederek kuracak. Biz burada doğru bir iletişime gelmek istiyoruz ve bunun için Çember Metodu hayati bir önem taşıyor.

Hatta eşlerin kavgayla bağ kurması iyi ihtimal. Kötü ihtimal ilişkinin tamamen bitmesi, yani boşanma. Bunu dünyaya uyarlarsak karşılığı, atom bombasıyla medeniyetin bitmesi, birbirimizi öldürmemiz. Bir yanda doğa kanunu var: Her şey bağlı ve bağımlı. Öbür yanda, bütün olumsuzluklardan ders almazsak yaşam bitebilir. Akılsızlığımızı her şeyde gösteriyoruz. Küçükken bilim kurgu serilerini çok severdim; hepsinde kötü taraf, işgalci güç insan olurdu. Aslında ne kadar saçma bir durumda olduğumuzun farkındayız. Buna rağmen insan kendini durduramıyor. Bu bir bağımlılığa benziyor: Sigara bağımlısına doktor "Artık içme, öleceksin" diyor. Ne kadar yanlış, ne kadar ölümcül olduğunu biliyorsun; ama doğa böyle, kendini durduramıyorsun. Hayatı en çok etkileyen insanlar kim? Devlet başkanları. Onlar da kendilerini durduramıyor. Güç sahibi olmayan üç genç olarak bizim "paylaşalım, ilişkiler kuralım" diye konuşmamız doğal. Peki güç sahibi olduğumuzda da aynı şeyi söyleyebilecek miyiz? İşte eğitim burada devreye giriyor: Eğitim doğamı değiştireceği, doğamın üzerinde olacağı için artık kendi tatminime, kişisel hedeflerime ve arzularıma göre hareket etmeyeceğim; o zaman güç sahibi olmam da beni bozmayacak. Öyle bir değişimden geçmemiz gerekiyor ki bu, sonraki nesillerde toplumun her alanına ulaşsın.

kapanışEğitim gençlerin elinde 24:45

Teşekkür ederim. Zamanımızın sonuna geldik; yaklaşık yarım saat, güzel bir konuşmaydı. Umarım bu programları yapmaya devam edeceğiz ve bizi dinlemek, bizimle birlikte çember yapmak isteyenler için sosyal medyada bir grup kuracağız. Kendimizi eğitelim. Bu bizim elimizde, başka kimsenin değil. Ne yazık ki okullarda da çoğunluk kendi derdinde. Eğitim yine gençlerin kendi elinde.

çember kuralı

Bu sohbet Çember Metodu'yla yapıldı: kimse kimsenin sözünü kesmiyor, haklı-haksız yok, herkes sırayla konuşuyor.

Sıradaki çemberde hangi soru var?

Canlı yayınlar YouTube'da ve Kick'te. Bir sandalye çekin, dinlemeye siz de katılın.